VİRÜS

by Erkan Sarıyıldız 12. Haziran 2011 22:54

 

"Ben sonunda yaşamın anlamını ve bu işin dinamiğini çözdüm"  diye bağırasım geliyor. Yaşama o kadar yüce anlamlar, o kadar gereksiz misyonlar yüklemişiz ki, gözümüzün önünde durup, beni gör diye bağıran cevabı  ciddiye almayıp,  daha komplike cevaplar aramayı sürdürüyoruz. Bu cevabın peşinde aylar seneler geçiriyoruz ve  çoğu zaman dünyadan geçip gidecekken esas cevabın, başta adam yerine koymadığımız olanı olduğunu anlıyoruz. Nedir bu kendimizi büyük görme, anlam yükleme, megalomanik hezeyanlar.

Kardeşlerim, yaşamın sırrını açıklıyorum:

Mükemmel bir bütünlüğün parçası olarak, bütünün kendini deneyimlemesi deneyinin dünya kolunun bir üyesiyiz. Aslında herşeye kadir, her zaman var olmuş ve olacak olan, yani birliğin bütün özelliklerini taşıyan yüce bir varlık iken, kendimizi beden denilen algı filtreleri ve kısıtlı yapabilitesi olan bir yapının içine girdirip, bir de kendi mükemmelliğimizi unutturuyoruz. Tamam bu kadarını onlarca kez yazdım söyledim. Biliyoruz bunları diyorsunuz duyuyorum.

Bedene kendimizi tıktığımız yetmiyormuş gibi, yaşamımızın nasıl gideceği, yaşam boyu nelerle uğraşacağımız, hangi yaftaları yapıştırıp daha sonra bunları çıkartmaya çalışacağımızı, çocukluk dönemine (hatta ilk 3-4 yaşa) sığdırıp, tüm erişkinlik hayatımız boyunca da bunların böyle olmadığını kendimize öğretmeye çalışarak geçiriyoruz. Yani aslında tüm yaşadığımız her şey üst benliğimizin danışıklı döğüşü. 

“Hepsi bu mu? Yaşamımın bundan daha büyük anlamlar içerdiğini  hissediyorum. Benim yaşam misyonlarım var. İnsanlığı yücelteceğim” vs. vs. vs.

Bu dediklerinizin neden söylendiğini anlayabiliyorum.  Kendimizi o kadar çok önemsemeye alışmışız ve hep daha önemli bir şey yapacakmış gibi onlarca “Dünyayı Kurtaran Adam” filmleri seyretmişiz ki, bundan başka şeyler düşünmenizi beklemiyordum. Egoların da şişkinliği cabası tabii ki. Koskoca “BEN” nasıl olur da aslında makro bir sistemin mikro parçası olabilir.

Biz mikroymuşuz da, makroymuşuz da, aslında esas mesele bunlar değil önce buradan çıkmamız lazım. Neysek neyiz, önemli olan madem ki birliğin kendini deneyimlemesini sağlayan bir koluz aynı zamanda çok da önemliyiz. Biliyorsunuz tüm evreni bir vücuda benzetirsek bedenin düzenli ve doğru şekilde çalışması için her hücrenin  de ayrı önemi olduğunu anlayabilirsiniz.  Bir organınızın hücreleri uygunsuz çalıştığında tüm vücudu etkilediğini deneyimlemişsinizdir. Bazen birkaç hücre grubunun kendi başında buyruk çalışması neticesi kanser denilen hastalığın tüm vücudun yaşamsal faaliyetlerini tehdit edici hale geldiğini biliyoruz. Yani hem çok küçüğüz, hem de olmazsa olmazız.

Bu sürecin en önemli bölümü, kendini unutmuş ruhun, bedendeki ilk yıllarına sığdırdığı geleceği belirleme dönemi olan çocukluğumuz. Bu dönemde  dünyaya gelirken çalışmak üzere planladığımız konulara uygun senaryolar yazabilmek için algılarımız öylesine açık duruyorlar ki, hayatınızın hiç bir döneminde bu kadar uyanık olamıyacağınızı söylemek isterim. Hatta daha anne karnında bile etrafın duygusal yüklerini hissetmeye başlıyoruz. İstenen bir gebelik mi, yoksa kazara mı olan bir gebelik, anne huzurlu mu, evde nasıl konuşuluyor, kavga gürültü var mı, doğulacak ortam konforlu mu? Tüm bu söylediklerim algılanılanların yüzde biridir herhalde.

 Sonra doğuyoruz. Doğum nasıl oldu,  anne ile temas nasıl yaşandı, evdeki ortam sevgi dolu mu, ihtiyaçlar karşılanıyor mu, her ağlanıldığında cevap veriliyor mu, yaşatılan her türlü zorluğa ve yorgunluğa ragmen her an anne-baba başınızda beliriyor mu, anne depresyonda mı, baba destekliyor mu ?

Görüyorsunuz değil mi, bir çocuğunuz olduğu andan itibaren sadece ne yaptığınız değil ne hissettiğinizi dahi gözleyen  alıcılarla donanmış  cingöz bir varlıkla yaşamaya başlıyorsunuz. Çoğu zaman da olumlulardan çok olumsuz olanları almaya proğramlanmış. Yüz kere gece kalkın,  gözünüzden uyku akarken ağlayan çocuğunuza ilgi şefkat gösterin, bir kere bunu yapmadığınız da hemen “Ben sevilmeye layık değil miyim acaba?” diyecek kadar nankör bir varlık.

Tüm gün çalışıp, yorgun argın eve gittiğinizde,  onun için önemli olan bir aktivite de yeterince katılım göstermediğiniz için “Ben değersizim” diyecek kadar garip.

İlk şarkısını söylediğinde yeterince alkışlamadığınız için “Ben yeterince iyi değilim” diyecek kadar da  acıtıcı.

Evet, size insanoğlunun bence hepsinin köklerine ve her taraflarına işlemiş olarak, yaşamlarını zorlaştırıp üstesinden gelmeye çalıştıkları üç ana düşünce kalıbı, işte böyle saçma sapan olaylar sonucu oluşabiliyor. Bu düşünce kalıpları  ne zaman oluştu, nasıl gelişti bile diyemeden çabucak zihinlere sızan çok bulaşıcı virüsler gibiler. Yaptığım tüm çalışmalarda herkeste bu üçünden birinin veye ikisinin bulunduğunu görüyorum.

Bu düşünce kalıplarının başlangıcı işte çocukluk döneminde aldığımız “Çocukluk kararlarından” kök buluyor.   Tüm erişkinliğimiz, yani yaşamımız bu kararların üstesinden gelmek üzere yapılan uğraşlarımızla geçiyor. Bu kalıplar yaşamı algılama şeklimizi belirlediği gibi, yaratıcı yanı olan birer varlık olduğumuz için aynı zamanda yaşamımızın kendisini de belirliyor.

“Ben değersizim” virüsüne yakalanmış bir insan hayatına kendini değersiz hissettirecek olayları ve insanları çekiyor. Tüm yaşamı bu duygu selinde boğulmalarla geçiyor. Psikiatristlere gidiyor, koçlara koşuyor (yaşam koçları), yüzeyde görünen sonuçları temizlemeye çalışıyor. Temizlemek diyorum ama öyle kolay da değil. Bir zarınızı temizliyorsunuz sonra alttan çıkan tertemiz dediğiniz alanda da aynı virüsün başka bir hasarıyla karşılaşıyorsunuz. Katman üstüne katman, zar üstüne zar. Ta ki kök duyguyu yani çocukluk kararınızı bulup onu yeniden programlayana kadar. İşte ondan sonrası özgürlük.

“Kök duyguyu bul, sonra yeniden programla” dedim ama bu süreç aslında çok da kolay bir iş değil. Çoğu zaman bu modelin eşliğinde yaşamaya o kadar alışmış oluyoruz ki, her hücremize işlemiş bir kirden temizlenmek gibi bir şey.

“Oley, temizledim” diyorsunuz, sonra bir bakıyorsunuz, bir süredir kullanmadığınız bir olay örgüsünde karşınıza yeniden çıkıyor.  Tam diyorsunuz daha karşıma çıkmaz, sonra bir bakıyorsunuz ki tam karşınızda size gülerek bakıyor.

Bu kadar laf ettim, umutsuzluğa sürüklemeye çalışıyorum zannetmeyin. Sonuçta önemli olan ilk seferinde kök duygunuzu yani virüsünüzü  farketmek. Bundan sonrası eğer iyileşmeye kararlıysanız her karşınıza çıktığınızda yeniden temizleme süreciyle geçiyor.

Bir süre sonra  dost oluyorsunuz, “Yine mi karşıma çıktın, ne haber” gibi konuşabilecek kadar samimi bir ilişki başlıyor aranızda.

 Hastalığı tedavinin ilk basamağı tanı koymaktır. En azından tanıyı koyun sonrasını çözersiniz. Çözemezseniz beraber uğraşırız. (Tabii ki dilerseniz.). Grup ve bireysel çalışmalarımızda ana konumuz bunlarla uğraşmak.

Şifa dileklerimle

 

Erkan Sarıyıldız

Tags:

Yorumlar (7) -

selma
selma Turkey
12.06.2011 23:56:09 #

Yazınızdan çok şey öğreniyorum,Bu yazınızda kendimi resetlemeyi öğrendim,Hayatımda uygulamayı umarım başarabilirim,çünkü bu sıralar çok ihtiyacım var.

Yanıtla

İdil
İdil Turkey
13.06.2011 08:30:41 #


Kusuruma bakmayın benim, dostlar,
bağışlayın beni.
Ben davullara, bayraklara aldırmayan
bir padişahın yoluna düşmüşüm,
deli divane olmuşum.
Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben,
çok uzaklardan geçen bir hayal gibi.
Ama yok da sayılmam hani,
var olan bir şeyim ben.

Haydi ben bensiz geleyim,
sen sensiz gel.
Ne varsa şu ırmağın içinde var,
soyunalım iki can,
dalalım şu ırmağa, hadi.
Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük,
bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri.

Bu ırmakta ne ölmek var bize,
bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert.
Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan,
bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret.

Durma, çabuk gel, gelmem deme.
Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum,
senin şânına sadece gelmek yaraşır.

Mevlana Celaleddin Rumi

Yanıtla

berra berr
berra berr Turkey
13.06.2011 09:24:37 #

güzel zaman zaman hayatımızda kendi engellerimizi aşmaya çalısıyoruz herseferinde     tökezlesekde tekrar tekrar hayata sarılıyoruz ..?yaşamak güzel hayat güzel  bunu farkına varmakda güzel  ,acısıyla  ,tatlısıyla   yaşamak bunun     üstesinden gelmek      vesaire vesaire  .                                                                                        

Yanıtla

Nermin Yusufi Can
Nermin Yusufi Can Turkey
13.06.2011 15:51:27 #

Kök duygumuzu bulduğumuzda bile,yıllar içinde geliştirdiğimiz davranış biçimlerimizi,tepkilerimizi kontrol etmekte zorlanabiliyoruz.Bu kalıplarımızı değiştirmek ise bana en zor gelen yanı.Ne kadar bilsem de yaşadıklarımın çoğunun kendimden kaynaklı olduğunu,birileri beni kaşıdığında  orda durup bir nefes almam ve oyuna gelmemem gerektiğini, ama bir taraftan da bir gerçek te orda karşımda aslanlar gibi duruyor ,hala birileri beni canımı acıtmayı başarabiliyor . Bu kadar çalışma içinde değişen ne oldu diye sorduğumda;artık eskisi gibi içimde hiçbir olayı uzatmadığımı biliyorum da ,şu virüs te öyle muzur ,öyle akıllı ki  onu yenmem zaman alıcak gibi görünüyor.Ama yine de umutluyum benim çok iyi bir akıl hocam var ve umarım bu yazıları okuyan herkes bir kez olsun gurup toplantılarına katılıp kendi için bir başlangıç yapar.










Yanıtla

SEVDAN
SEVDAN Netherlands
25.09.2011 19:00:46 #

Iyi gunler,

Kusura bakmayin ama, yazinizi karisik ve yapilanmamis buldum.Her insan dogumundan basliyarak hayat yolculuguna cikiyor ve bu yolda olumlu oldugu kadar olumsuz tecrubelerden geciyor ama ben degersizim dusuncesi olan kiside bu olumsuzluklar belki yalniz anne karninda basliyor ve gelisirken de cevre tarafindan degersizligi onaylaniyor..
Yani kisinin cesitli sorunlari olabilir ve de bunlari cozmekten sorumludur ama nedeni sadece kendi olumsuz dusunceleri degildir.Cevrenin de burada buyuk payi var !
Gelelim cok begendigim cumlenize , bizler microyuz.....ama macro gibi davraniyoruz.... cok dogru !! kendisi ile barisik olamiyan  { ozellikle Turkiyede } insanlar malesef  O BUYUK EGO YU sergiliyorlar....
S.

Yanıtla

levent sonmez
levent sonmez Turkey
28.09.2011 21:59:45 #

yazı  çok  güzel.Bir  sorum  olacak  üst benlikten  ne  kastediyorsunuz.

Yanıtla

erkan
erkan Turkey
29.09.2011 20:12:04 #

Üstbenlik bizim tanrısal bütünlükle olan bağımızı sağlayan tarafımız.

Yanıtla

Yorum ekle




  Country flag
biuquote
  • Yorum
  • Canlı önizleme
Loading


Erkan Sarıyıldız

1970 yılında Adana’da doğdum. Ardından yoğun bir eğitim süreci, İstanbul Tıp Fakültesi, İç hastalıkları Uzmanlığı ihtisası yaptım. Evliyim ve bir kızım var.

Herşey Üniversite sırasında Nietzsche ile tanışmamla başladı. Ondan önce öğretilmiş, kurgulanmış dogmalarla ne kadar rahattım. O deli görünüşlü Zerdüşt adamın öğretileriyle tüm dogmalarım yıkılıp darmadağın olmuştu. Ardından önce kendimi, toplumdaki yerimi sorgulamalar, ben kimim amacım ne sorularına cevap vermek amacıyla seneler seneler...

Yazı Listesi

Yayınlanan Yazılar